Doğan Yarıcı'yla Hodan Üzerine. İlk kitabından itibaren kendine özgü bir buluşu olan, derdini iyi anlatan, titiz bir dilin verdiği güzellikle imgeleri ustalıkla kullanan hatta bunu yer yer şiirsel bir anlatımla koluna takıp gezdiren İyi bir anlatıcıdır Doğan Yarıcı. Özellikle bir mandaldan yola çıkarak yazmış olduğunuz yazı hâlâ aklımda. Nasıl başladı yazma serüveniniz? Kendimi bildim bileli yazıyorum, nedenini bilmiyorum. Yazmayı da sevmiyorum, bunun nedenini artık aramıyorum. Böyle böyle, itiş kakış buraya kadar geldik. Bendeki yazıya yöneliş, el yordamıyla kendiliğinden olsa gerek diye düşünüyorum. Yoksa neden böyle eziyetli ve boş işlere yönelelim ki. Nasıl gelişti bu fikir? Küçük yaştan beri çevremde duyduğum ve sözlüklerde karşılığını bulamadığım pek çok deyim, atasözü ve söz kalıplarını bir kenara not ettim. Defterler çoğaldı. Aradan zaman geçti, seksenli yıllarda, 19 yaşımda Hulki abiyle tanışıp yanında çalışmaya başladığımda gördüm ki, haldır huldur Argo sözlüğünün ilk baskısına hazırlanıyor. Belki işine yarar diye ezile büküle defterlerimi gösterdim. Çok heyecanlandı. Bunlar argo değil, hepsini daktiloya çek, disipline et ve bir gün mutlaka kitap bütünlüğüne getir diye salık verdi. Bir sözlük ciddiyetinde değil, dilbilimci ya da sözlükçü değilim çünkü her maddeye kendi üslubumda yorumlar yazarak ilerledim. Hulki abi arada yoklardı, boşluyor muyum diye. Bu böyle yıllarca sürdü, ömrünün sonuna dek her pazartesi bir şekilde yeni sözler yolladım ona, önceleri faksla, sonra e-postayla. O da, kimi Argo sözlüğünün yeni baskısına girecek avladığı yeni sözcükler, kavram dizincikleri gönderirdi karşılık olarak. Cumaları da şiir günüydü. Biliyorsun, şiirlerini çok sonra kitaplaştırdı. Ben onun işyerinden ayrıldıktan sonra da, bu genç ve toy yazarı küçümsemez, her cuma yazdığı şiiri e-postayla yollar ya da arar telefonda okurdu. Çok özlüyorum o günlerimizi. Şiir deyince şöyle bir toparlanırım. Şairlik büyük mertebedir. Okur olarak bulaşmadığım neredeyse yok, okuyup peşine düşmediğim de çok. Bilmediğim de vardır epey, şiire kolay ulaşılmaz. Şiir kitabına verilen paraya da acınmaz. Arada kalmış metinler de var, şiir demeye korkulan. Onlara da açlığım var. Nereye konacağı her iki anlamda da Trakyalı Çingene Amcık Resimleri Twtter metinler her zaman ilgimi çeker. Şiir çok fena çizgi, keskin bıçak sırtı olmuş türler arasında. Hâlâ şaşırırım tepkisine. Oysa ben onları küçürek öykü diye yazmıştım, yoksa yazdıktan sonra mı öyle sanmıştım? Yok ya, yüzlerceydi, dosyayı Necati Tosuner abiye göndermiştim hatta azalt bunları demişti o da, ele dörtte üçünü, az sözün ağırlığını alsın. Yeni kitabınız raflarda yakın zamanda yerini aldı. Terk Edilmiş Sofralar üçlemesinin ilki olan Hodan nasıl bir kitap? Söylenecek çok şey var da, bunu söylemek bana düşmez. Fakat bakıyorum, değinecek, saptayacak, sağlama yapacak da Trakyalı Çingene Amcık Resimleri Twtter Ahmet abi. Ataç, Naci, Fuat artık yok. Elde avuçta olanları da harcadık.
Ama geldiği yeri, yoksul geçmişini ya da tamamen benim hayal ettiğim yoksul geçmişinden söz ediyorum. Ödülü nasıl karşıladınız? Projeyi takdir ediyorum. Çehov bir konuşmasında, öyküde son olmaz, demişti. Kültüründe hümanizmle gurur duyar mesela Birini unutursan olmaz.
TRAKYALI OLMAK BİR AYRICALIKTIR...
Trakya Üniversitesi mezunu milli güreşçi Yasemin Adar, 2. Kaşıkçı, müzik çalışmalarında Balkan ve Rumeli türkülerini yaşatmaya gayret gösterirken, unutulmaya yüz tutmuş yöresel türkülerin bölge. 61K Followers, Following, Posts - TRAKYA LIFE (@trakya_fan) on Instagram: "Trakya'nın Güncel Sayfası İlan ve İş birliği için ". İşte bu kitap arayanlarla ilgili. Kitabın baş karakteri Aziz'le öyle bir bağ hissettim ki anlatması güç. Bir çok romanda karekterlerle bağ. Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesinde yüksek lisans. kez Dünya Şampiyonu oldu.Güncel uygulama ve becerileri sınıf ortamında nasıl kullanacakları konusunda öğretmenlerimize rehberlik ederek yaratıcı, girişimci, problem çözme odaklı ve üretken bireyler yetiştirmelerine katkı sunduk. Çayın iyisine bayılırım, demlik demlik içerim. Yine de az gelişmiş nimetlerinden yararlanıyorum. Ona bir bakmak gerek. Kusursuz, çok sıkı filmler onlar, gerçek sinema orada. Birden sıcak su gelir bir farklı hissedersin, aniden soğuk su gelir ürperirsin… Bunu istiyorum biraz. Hah ha… Şahane soru! Yazdığınız bir kitaptan sonra nasıl aynı kalabilirsiniz ki? Hikâye kurallarıyla. Arızaya bağlarlar Oysa o filmler onyıllar boyu çekilirken ülkede yine bir sürü sorun var. Aşılması zor kitaplardır, hatta imkânsız. Biçim, kendi diline uygun olmayan bir biçemin diliyle kesişti ve bünyeden atılmadı, iki zıt unsur uyum sağladı. Gerisi, aşkın ve arzunun şiddetine kalmış. Yalnız, ne yalan söyleyeyim, O Boşluk kitabını aralarda dönüp dönüp karıştırırım. Edindiğim edebiyat disiplininden dolayı roman yazmak için roman yazayım diyemiyorsunuz. Onu ben kıyaslayamam zaten Bir anda üste tırmanır, bir anda yan dallara kayarsınız, bacaklarınızla tutunup tepetaklak sallanırsınız, açı değişir, her şey bambaşkadır. Denizin kıyısı tek taraflıdır, "üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça". Kendi gibi olan, pek bir şeye değil hiçbir şeye benzemeyen, üstüne üstlük de acayip duran hiç ama hiçbir şeye kayıtsız kalamam. Bunlar paylaşıldığında azalmıyor, aksine daha da artıyor. Ama ustalar, peşinden gitmek ve onları aşmaya çalışmak için değil midir? Romanı bir kalıp olarak almaktan ziyade onu bir yapıya oturtmaktan yanayım. Öyküleri ona göre bir araya getiriyorum. Gerçek okur bunu söylüyor, has okur, hata kabul etmeyen okur. Bu, çok kısa ve gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazdığım bir roman. Reklam ve edebiyat dünyasının farklı isimlerinden biri olan Doğan Yarıcı'nın 'O Boşluk' isimli romanı yaz başında YKY yayınlarından çıktı. Bense çocukluğumdan beri fabrikaya hiç gitmedim, kıyısından geçmedim, kapısından içeri girmedim, giremedim. Tamamen rastlantıyla, eğlence olsun diye başlamıştı bu derleme. Kurumsal Hakkımızda İletişim bilgileri. Şiir, roman, senaryo da yazmış ama kendini öykücü olarak gören bir yazarın elinden çıkan İs Odası okurla buluşana dek hangi aşamalardan geçti? Çocukluğundan bakmalı her sevdaya ve her kavgaya. Has senaryolar ve şu bildiğimiz negatif filmler ve kameralar var ellerinde. Peki bu ülkede bunlar bu kadar net mi sizce? Ardından yine zamana yayılarak yeniden elden geçirme safhası başlıyor.